29 Aralık 2015 Salı

BEN NE DEDİM, SEN NE ANLADIN?
Bugün bir süredir tanıdığım, sevdiğim ve düşünce frekansımızın oldukça benzer olduğu bir abimle sohbet ettik. Onunla sohbet etmek benim için her zaman zevk olmuştur. Çünkü en az çabayla kendimi en rahat ifade edebildiğim ve engin hayat tecrübesinden de yararlandığım dostlarımdan biridir.
Bugün bana artık kendini insanlara ifade etmekten yorulduğunu ve bu yüzden sıklıkla susmayı tercih ettiğini, bildiği konuları bile sorulmadıkça anlatmadığını, insanların kafasının gerisinde tuttuğu görünmeyen kötü düşüncelerden yorulduğunu söyledi. Haklısın dedim, bende aynı fikirdeyim. Yıllar önce iyi tanıdığım bir İngiliz komşum beni şöyle uyarmıştı. Siz Türkler kafanızdaki düşünceyi söylemektense karşınızdakini sınamayı tercih eder yada dolaylı yollardan bilgi edinmeye çalışırsınız. Yanlış yapıyorsunuz kafanızda ne varsa sorun ve yanıtınızı alın, lafı dolaştırmayın dedi. O zaman, bunu bana söylemesini son derece tuhaf bulduğumu itiraf ediyorum çünkü yakın çevrem beni fazla dobra, aklındaki pat diye söyleyen biri olarak bilir ve tanır. Anlaşılan o ki yıllar beni de yormuş, bende ona dolaylı bir dil kullanmışım. Aklıma geleni pat diye söyleme huyumdan yıllardır çekdiğimi ve söylediğimin söylediğim şekilde anlaşılmadığını hissedince bende fazla seçici ve suskun oldum.
Sıklıkla karşımıza çıkan durum, o böyle dedi ama şöyle demek istemiştir üzerinden yapılan akıl yürütmeler ve değerlendirmeler. Şöyle demek istesem şöyle derdim deseniz bile inanılmaz. Çünkü kurnaz olmak erdemdir ve akıllılıktır bu ülkede. Dürüstlük hemen cezalandırılır. Gizli bir amacın yoksa niye doğruyu söyleyesin ki artık o kadar iliklerimize işlemiş ki, yalancılar gerçekleri söyleyenlerden ne yazık ki daha inandırıcı olmuşlardır. Biz gözle gördüğümüze değil, olduğunu sandığımıza inanmayı tercih eden kendimizi kandırmaya alışan bunun suçunu da karşısındakine atan bir toplum olduk. Kendinizi inandırdıklarımız bir gün kendi hayatınızın gerçeği olur ama körleşmekten farkedemezsiniz. Körler sağırlar biribirini ağırlar toplulumuza hoş geldiniz. Anlamadan dinlemeden yargıda bulunan, bulunduğu yargıya gözü kapalı inanan insanlar topluluğuyuz . Bağırınca, şiddet gösterince rahatlıyoruz ama iş sorun çözmeye gelince ortada yokuz. Sorunu çözmek değil karşımızdakini umarsızca yıpratmak amacındayız, böyle daha güçlü hissediyoruz çünkü. Algı zafiyetimizi farkedenler sosyal medya üzerinden ve dedikoduyla psikolojik savaş başlatıyor, onu bile farkedemez durumda oluyoruz. Ortadoğululuk zihniyetlerimizi de ele geçirmiş durumda. Eğriye doğru, doğruya eğri demek işimize geldiği sürece de daha çok çekeriz milletçe. Dedikodu, şiddet, taciz, çekememezlik milli karekterimiz olacak nerdeyse. Hep en iyisini bilen biz kendi söküğümüzü dikmek yerine başkasınınkini göstererek kendimizi iyi hisseder olduk.
Okumayı seven ve yücelten bir millet de değiliz ama size Voltaire’in Zadig’ini okumanızı öneriyorum. Akıl ve vicdan tutulmasından kaynaklanan muzdaripliğe iyi geldiğine inanıyorum. Şöyle başlar;
ZADİG yada YAZGI
Doğu Öyküsü
ONAY
Aşağıda imzası bulunan ve bilge, hatta zeki geçinen ben, bu el yazmasını okudum ve istemeye istemeye onu meraklı, eğlenceli, ahlaki, felsefi ve romanlardan nefret edenlerin bile beğenisine layık buldum. Bu yüzden, Kazasker Efendi’ye onu berbat bir yapıt olarak betimleyip güvence verdim

27 Kasım 2015

Hiç yorum yok:

ekoköy çocuklarımız için alternatif bir gelecek

ekoköy çocuklarımız için alternatif bir gelecek
bolluk ve bereket

YEREL ÜRÜN_ Sağlıklı yiyecek için yerel üreteci kayıt ağı oluşturuyoruz!

Merhabalar,

1999 yılında İstanbul'dan köye göç ederek başlayan yolculuğum hala devam ediyor. 2007 yılı bizim için İstanbul'a dönerek yeniden yapılanma sürecini başlattı.
Köy'de geçirdiğim yıllar bana köylünün şehirliden daha çok insiyatif sahibi olduğunu ama birtakım kanalları açmak için kendini yetersiz hissettiğini öğretti. O yıllarda SAC AYAGI Modeli olarak tanımladığım bir yerel sürdürülebilir kalkınma öngörüsü yazdım. Okuttuğum çoğu kişi çok idealist ve hayalci olduğumu yazdıklarımı gerçekleştirmek için en az 10 yıla ihtiyacım olduğunu belirttiler. Eğer 2002 yılını başlangıç sayarsak 6. yılımıza girdik.

6 yılda yapabildiklerimiz:

1. Sac Ayağı Modeli Tübitak'a kaydoldu.
2. Dünya Ekoköyler ağı projeyi okudu . Bu sayede Findhorn Vakfı'nın Ekoköy eğitimini alabildim.
3. Sac Ayağı modeli Leader Plus Yani Avrupa Yerel Kalkınma Programına kaydoldu.
4. Ispanya Asturias'dan projeyle ilgilendikleri haberi geldi. Asturias'a gittik ve gördük ki yazadıklarımız yapılmış yani hayal değilmiş. Üstelik nasıl yapılacağını da anlattılar.
5. Bildiklerimizi köylüye, yerel yönetime, üniversiteye anlattık.
6. Kendi projemize inandığımiz için yerel ürün için marka başvurusunda bulunduk ve logomuz onaylandı.
7. Köyde yeni zeytinyaği fabrikası inşaatı başladı.
8. Tariş bölgede organik zeytinyaği için sertifikalandırma başlattı.
9. Köylü marka başvurusunda bulunmaya başladı
10. ÇÖMÜ Ayvacık'da Aristo Meslek Yüksekokulu açtı.
11. Bir grup insan Ekoköy kurma girişimi için bölgeye geldi ve yerleşti. Imeceevi doğdu.
12. Buğday Derneği bölgeyle ilgilenmeye başladı ve arazi aldı.

Bundan sonra yapacaklarımız:
Kentten köye göç edicem ama nasıl olacak, diyenler
Organik tarım yapıcam ama nasıl diyenler,
Organik tarım yapıyorum ama sertifikam yok diyenler
Ürünüm tarlada kaldı yine perişanız diyenler
Ekolojik ürünüm var pazarlayamıyorum diyenler
Organik ürün çok pahalı nasıl alabilirim diyenler için

HEPİMİZ İÇİN _ Yerel ürün yerel pazar
"100 bin kişiden 1 YTL " kampanyası
Yerel üretici destekleme ağı ve sağlıklı besin için pamuk eller cebe!!

2. Herkes için Sürdürülebilirtarım eğitimi:
Dünyanın her ülkesinde var ama bir tek Türkiye'de öğretilemiyor. Türkçesi yok çünkü henüz çevrilmedi. Permakültür deyince perma ne ?? Nasıl yani ?? denilmesinden bıktık.
İngiltere'deki ve Avustralya'daki yetkililerle bağlantı kurduk.
Egitimleri Türkiye'de ve Türkçe vermek istiyoruz.
Herkes için ulaşılabilir olmalı....

Permakültür sürdürülebilir insan yerleşimlerinin tasarlanmasıdır. Hem felsefi hem de pratik bir yaklaşım olarak mikro klimaya uyumlu arazi kullanımı , fonksiyonel bitkiler, hayvanlar, toprak ve su yönetimi ile insan ihtiyaçlarının grift olarak ilişkilendirildiği yüksek verimli sistemlerdir.
Permakültür yaşadığımız çevre hakkında dikkatli bir düşünme , kaynaklarımızın kullanımı ve ihtiyaçlarımızı nasıl karşıladığımız hakkındadır. Amacı sadece bugün için değil gelecek kuşaklar için de sürdürülebilir sistemler yaratmaktır.

3. Logomuzu kullanarak yerel zeytinyağı ve ürün üretmek isteyen üreticilerle işbirliği yaparak projeye kalıcı kaynak oluşturmak istiyoruz.

4. Istanbul'da ve Çanakkale'de yerel ürün dükkanları açmak istiyoruz.

Tek tek hepinize ihtiyacımız var. El verecekler lütfen ad-soyad ve iletişim bilgisi vermeyi unutmayın!!!