BEN NE DEDİM, SEN NE ANLADIN?
Bugün bir süredir tanıdığım, sevdiğim ve düşünce frekansımızın oldukça benzer olduğu bir abimle sohbet ettik. Onunla sohbet etmek benim için her zaman zevk olmuştur. Çünkü en az çabayla kendimi en rahat ifade edebildiğim ve engin hayat tecrübesinden de yararlandığım dostlarımdan biridir.
Bugün bana artık kendini insanlara ifade etmekten yorulduğunu ve bu yüzden sıklıkla susmayı tercih ettiğini, bildiği konuları bile sorulmadıkça anlatmadığını, insanların kafasının gerisinde tuttuğu görünmeyen kötü düşüncelerden yorulduğunu söyledi. Haklısın dedim, bende aynı fikirdeyim. Yıllar önce iyi tanıdığım bir İngiliz komşum beni şöyle uyarmıştı. Siz Türkler kafanızdaki düşünceyi söylemektense karşınızdakini sınamayı tercih eder yada dolaylı yollardan bilgi edinmeye çalışırsınız. Yanlış yapıyorsunuz kafanızda ne varsa sorun ve yanıtınızı alın, lafı dolaştırmayın dedi. O zaman, bunu bana söylemesini son derece tuhaf bulduğumu itiraf ediyorum çünkü yakın çevrem beni fazla dobra, aklındaki pat diye söyleyen biri olarak bilir ve tanır. Anlaşılan o ki yıllar beni de yormuş, bende ona dolaylı bir dil kullanmışım. Aklıma geleni pat diye söyleme huyumdan yıllardır çekdiğimi ve söylediğimin söylediğim şekilde anlaşılmadığını hissedince bende fazla seçici ve suskun oldum.
Sıklıkla karşımıza çıkan durum, o böyle dedi ama şöyle demek istemiştir üzerinden yapılan akıl yürütmeler ve değerlendirmeler. Şöyle demek istesem şöyle derdim deseniz bile inanılmaz. Çünkü kurnaz olmak erdemdir ve akıllılıktır bu ülkede. Dürüstlük hemen cezalandırılır. Gizli bir amacın yoksa niye doğruyu söyleyesin ki artık o kadar iliklerimize işlemiş ki, yalancılar gerçekleri söyleyenlerden ne yazık ki daha inandırıcı olmuşlardır. Biz gözle gördüğümüze değil, olduğunu sandığımıza inanmayı tercih eden kendimizi kandırmaya alışan bunun suçunu da karşısındakine atan bir toplum olduk. Kendinizi inandırdıklarımız bir gün kendi hayatınızın gerçeği olur ama körleşmekten farkedemezsiniz. Körler sağırlar biribirini ağırlar toplulumuza hoş geldiniz. Anlamadan dinlemeden yargıda bulunan, bulunduğu yargıya gözü kapalı inanan insanlar topluluğuyuz . Bağırınca, şiddet gösterince rahatlıyoruz ama iş sorun çözmeye gelince ortada yokuz. Sorunu çözmek değil karşımızdakini umarsızca yıpratmak amacındayız, böyle daha güçlü hissediyoruz çünkü. Algı zafiyetimizi farkedenler sosyal medya üzerinden ve dedikoduyla psikolojik savaş başlatıyor, onu bile farkedemez durumda oluyoruz. Ortadoğululuk zihniyetlerimizi de ele geçirmiş durumda. Eğriye doğru, doğruya eğri demek işimize geldiği sürece de daha çok çekeriz milletçe. Dedikodu, şiddet, taciz, çekememezlik milli karekterimiz olacak nerdeyse. Hep en iyisini bilen biz kendi söküğümüzü dikmek yerine başkasınınkini göstererek kendimizi iyi hisseder olduk.
Okumayı seven ve yücelten bir millet de değiliz ama size Voltaire’in Zadig’ini okumanızı öneriyorum. Akıl ve vicdan tutulmasından kaynaklanan muzdaripliğe iyi geldiğine inanıyorum. Şöyle başlar;
Bugün bir süredir tanıdığım, sevdiğim ve düşünce frekansımızın oldukça benzer olduğu bir abimle sohbet ettik. Onunla sohbet etmek benim için her zaman zevk olmuştur. Çünkü en az çabayla kendimi en rahat ifade edebildiğim ve engin hayat tecrübesinden de yararlandığım dostlarımdan biridir.
Bugün bana artık kendini insanlara ifade etmekten yorulduğunu ve bu yüzden sıklıkla susmayı tercih ettiğini, bildiği konuları bile sorulmadıkça anlatmadığını, insanların kafasının gerisinde tuttuğu görünmeyen kötü düşüncelerden yorulduğunu söyledi. Haklısın dedim, bende aynı fikirdeyim. Yıllar önce iyi tanıdığım bir İngiliz komşum beni şöyle uyarmıştı. Siz Türkler kafanızdaki düşünceyi söylemektense karşınızdakini sınamayı tercih eder yada dolaylı yollardan bilgi edinmeye çalışırsınız. Yanlış yapıyorsunuz kafanızda ne varsa sorun ve yanıtınızı alın, lafı dolaştırmayın dedi. O zaman, bunu bana söylemesini son derece tuhaf bulduğumu itiraf ediyorum çünkü yakın çevrem beni fazla dobra, aklındaki pat diye söyleyen biri olarak bilir ve tanır. Anlaşılan o ki yıllar beni de yormuş, bende ona dolaylı bir dil kullanmışım. Aklıma geleni pat diye söyleme huyumdan yıllardır çekdiğimi ve söylediğimin söylediğim şekilde anlaşılmadığını hissedince bende fazla seçici ve suskun oldum.
Sıklıkla karşımıza çıkan durum, o böyle dedi ama şöyle demek istemiştir üzerinden yapılan akıl yürütmeler ve değerlendirmeler. Şöyle demek istesem şöyle derdim deseniz bile inanılmaz. Çünkü kurnaz olmak erdemdir ve akıllılıktır bu ülkede. Dürüstlük hemen cezalandırılır. Gizli bir amacın yoksa niye doğruyu söyleyesin ki artık o kadar iliklerimize işlemiş ki, yalancılar gerçekleri söyleyenlerden ne yazık ki daha inandırıcı olmuşlardır. Biz gözle gördüğümüze değil, olduğunu sandığımıza inanmayı tercih eden kendimizi kandırmaya alışan bunun suçunu da karşısındakine atan bir toplum olduk. Kendinizi inandırdıklarımız bir gün kendi hayatınızın gerçeği olur ama körleşmekten farkedemezsiniz. Körler sağırlar biribirini ağırlar toplulumuza hoş geldiniz. Anlamadan dinlemeden yargıda bulunan, bulunduğu yargıya gözü kapalı inanan insanlar topluluğuyuz . Bağırınca, şiddet gösterince rahatlıyoruz ama iş sorun çözmeye gelince ortada yokuz. Sorunu çözmek değil karşımızdakini umarsızca yıpratmak amacındayız, böyle daha güçlü hissediyoruz çünkü. Algı zafiyetimizi farkedenler sosyal medya üzerinden ve dedikoduyla psikolojik savaş başlatıyor, onu bile farkedemez durumda oluyoruz. Ortadoğululuk zihniyetlerimizi de ele geçirmiş durumda. Eğriye doğru, doğruya eğri demek işimize geldiği sürece de daha çok çekeriz milletçe. Dedikodu, şiddet, taciz, çekememezlik milli karekterimiz olacak nerdeyse. Hep en iyisini bilen biz kendi söküğümüzü dikmek yerine başkasınınkini göstererek kendimizi iyi hisseder olduk.
Okumayı seven ve yücelten bir millet de değiliz ama size Voltaire’in Zadig’ini okumanızı öneriyorum. Akıl ve vicdan tutulmasından kaynaklanan muzdaripliğe iyi geldiğine inanıyorum. Şöyle başlar;
ZADİG yada YAZGI
Doğu Öyküsü
ONAY
Aşağıda imzası bulunan ve bilge, hatta zeki geçinen ben, bu el yazmasını okudum ve istemeye istemeye onu meraklı, eğlenceli, ahlaki, felsefi ve romanlardan nefret edenlerin bile beğenisine layık buldum. Bu yüzden, Kazasker Efendi’ye onu berbat bir yapıt olarak betimleyip güvence verdim
Doğu Öyküsü
ONAY
Aşağıda imzası bulunan ve bilge, hatta zeki geçinen ben, bu el yazmasını okudum ve istemeye istemeye onu meraklı, eğlenceli, ahlaki, felsefi ve romanlardan nefret edenlerin bile beğenisine layık buldum. Bu yüzden, Kazasker Efendi’ye onu berbat bir yapıt olarak betimleyip güvence verdim
27 Kasım 2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder